Obezite Hastalığı

OBEZİTE HASTALIĞI

 

Obezitenin Tanımı

 

Obezite, aşırı yeme ve vücudun kontrol yeteneğini kaybetmesi sonucunda, vücutta fazla kilo birikmesidir. Obezite kozmetik bir mesele değil; ciddi bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Ulusal ve Uluslararası tıbbi ve bilimsel topluluklarla birlikte obeziteyi birçok çevresel ve genetik faktörden kaynaklanan, kronik ilerleyici,bulaşıcı olmayan salgın bir hastalık olarak tanımlamıştır (Tablo 1).

Obezite bireyleri ve toplum sağlığını tehdit eden ciddi bir hastalıktır ve dünya genelinde hızla artmaktadır. Obezite giderek artan yapısı gereği (salgın hastalık gibi), yaşam boyu sürecek bir mücadele ve kontrol gerektirir.

 

Tablo 1: Obeziteyi hastalık ilan eden dernekler veya kuruluşlar

  • National Institutes of Health (NIH)
  • US Food and Drug Administration (FDA)
  • Federal Trade Commission
  • American Medical Association
  • World Health Organization (WHO)
  • American College of Physicians
  • American Association of Clinical Endocrinologists
  • American College of Cardiology
  • The Endocrine Society
  • American Academy of Family Physicians
  • Institute of Medicine
  • The Obesity Society
  • World Obesity Federation
  • American Heart Association (AHA)
  • American Diabetes Association
  • American Society for Reproductive Medicine
  • American Urologic Association
  • American College of Surgeons

 

Obezitenin Ölçümü

Obezite, vücutta yağın aşırı birikimi ile karakterizedir. Bu yağ miktarını değerlendirmek için araçlar mevcuttur ancak pahalı ve zaman kaybettirici yöntemlerdir. Klinik olarak obezite tanımı vücut ağırlığı, vücut yapısı ve boya göre tanımlanır.

 

Vücut kitle indeksi (VKI)

Bu kavram obeziteyi tanımlamak için kullanılan en yaygın ölçüttür. Geniş toplum çalışmaları, belli durumlar haricinde (hamile kadınlar, yaşlılar, vücut geliştiriciler, güreşçiler gibi sporcular) VKI’nin yetişkinlerde vücut yağ miktarını iyi yansıttığını göstermiştir.

Ancak VKI, bir kişinin yağ dağılımını (abdominal veya periferik/karın veya basenler, kol ve bacaklar) hesaba katmaz ve kişinin yağ dokusundaki metabolik aktivitenin iyi bir ölçütü değildir.

Kişinin boyu ve kilosu biliniyorsa, VKI kolay bir formülle hesaplanabilir. Bu formüle göre kişinin kilosu (kg) / metre cinsinden boyunun karesine (m2) bölünür. Çıkan sonuç o kişinin VKI’dir. VKI=kg/m2

VKI kategorileri Tablo 2’de gösterilmiştir. Siz de VKI’nizi kolayca hesaplayıp hangi kategoride olduğunuzu belirleyebilirsiniz.

 

Tablo 2: Vücut Kitle İndeksi (VKİ)’ne göre Sınıflama

Kategori VKI Aralığı
Normal 18.9 – 24.9
Kilolu 25 – 29.9
Class I, Obez 30 – 34.9
Class II, Ciddi Obez 35 – 39.9
Class III, Ağır Obez 40 ve üstü

 

Obezitenin yaygınlığı ve bulunma oranı

Dünya sağlık örgütünün (WHO) verilerine göre dünyada 500 milyon obez yetişkin bulunmaktadır. 1 milyar da aşırı kilolu insan yaşamaktadır. Dünya nüfusunun %65’i, obezitenin sorun olduğu ülkelerde yaşamaktadır ve bu ülkelerde obeziteye bağlı ölüm oranı, obez olmayanlara göre çok yüksektir. Son yapılan araştırmalarda dünya genelinde 250 milyon çocuğun obezitenin pençesinde olduğu saptanmıştır.

Amerika’da 2008’in toplumsal verilerine göre 20 yaş üstü erişkinlerin %34’ünün obez olduğu %68’inin fazla kilolu olduğu saptanmıştır.

Son 20-25 yılda obezite prevalansı endişe verici bir oranda artmaktadır. 1985 yılından bu yana, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) obezite prevelansındaki değişiklikleri incelemek için devam eden bir çalışma başlattı ve aşağıdakileri buldu:

 

  • 1990’da, Amerikada eyaletlerin çoğunda obezite prevalansı yüzde 10 veya daha azdı.
  • 1995 yılına gelindiğinde, eyaletlerin yarısından fazlası; yüzde 15’lik bir yaygınlığa sahipti.
  • 2000 yılına gelindiğinde, eyaletlerin neredeyse yarısı, yüzde 20 veya daha fazla bir sıklık oranına sahipti.
  • Beş yıl sonra (2005), üç eyalet dışındaki bütün eyaletlerde prevalans yüzde 20’den fazlaydı ve yaklaşık üçte birinde yüzde 25 veya daha fazla sıklık vardı.
  • 2010 yılına kadar veriler, ABD eyaletlerinin çoğunda yüzde 25’lik bir yaygınlığa sahip olduğunu ve birçoğunun yüzde 30 veya daha yüksek bir sıklığa sahip olduğunu göstermektedir.

 

Obezite salgını, son yirmi yılda artmakla kalmadı ciddi obezite oranı da arttı. Amerika’daki veriler, 1987-2005 yılları arasında ciddi obezitenin yaygınlığının yüzde 500, süper obezitenin (VKI 50’den büyük) yaklaşık yüzde 1.000 oranında arttığını tespit etti. 2007-2008 NHANES bulgularına göre, Amerikalı erişkinlerin % 5,7’si veya yaklaşık 14 milyon kişi süper obez.

 

Obezite hastalığının ilerleyici doğası

Obezite, güçlü bir genetik bileşeni olan çok kompleks bir hastalıktır. Genetik bir zemin üzerinde, hormonal, metabolik, psikolojik, kültürel ve davranışsal faktörler gibi bir çok neden obeziteyi tetiklemektedir.

 

Fazla enerji alınması, kilo almaya neden olur. Alınan enerji miktarı, tüketilen kalori miktarı (temel biyolojik fonksiyonların, günlük aktivitelerin ve egzersiz performansında vücudun kullandığı kalorinin miktarını) aştığında oluşur. Aşırı yeme veya yetersiz fiziksel aktivite, enerji fazlalığına neden olabilir. Bununla birlikte, enerji dengesini ve yağ birikimini etkileyen başka koşullar da vardır. Bunlar:

 

  1. Kronik uyku bozukluğu
  2. Kalori içeriğinden bağımsız olarak, vücut yağını artırabilecek metabolik / hormonal değişikliklere neden olan gıdaların tüketimi. Bunlara şeker veya yüksek fruktozlu mısır şurubu, işlenmiş gıdalar dahildir.
  3. Meyve, sebze, baklagiller, fındık, tohumlar, kaliteli protein gibi az yağlı gıdaların düşük oranda tüketilmesi.
  4. Stres faktörü
  5. Birçok ilaç türü
  6. Çeşitli çevresel kirleticiler

 

 

Kilo alımı

Kilo almak, vücutta bir çok hormonal, metabolik ve moleküler değişikliklere neden olur; yağ yakımı azalır, glikozun (karbonhidratların) yağa dönüşümü ve yağ depolama kapasitesi artar.

Bu, tüketilen kalorilerin çoğunun yağ olarak depolanacağı anlamına gelir. Daha da kötüsü, iştah ve açlığı düzenleyici hormonal unsurlar; yemek porsiyonunda ve yeme sıklığında artışa neden olacak şekilde etkiler. Bu nedenle vücudun biyolojisi daha kilo aldıkça, fazla kilo alma ve obeziteye yön verecek şekilde değişir; bu bir kısır döngüdür.

 

Obeziteyle ilişkili sorunlar

Obezite ile ilişkili diğer bazı durumlar, obezite hastalığının ilerlemesine katkıda bulunur. Obezite, hareketi kısıtlar ve bu da kişiyi aktiviteyle yakılabilecek kalorilerden mahrum bırakır. Kilo almak ayrıca psikolojik veya duygusal sıkıntıya neden olabilir. Bu durum hormonal değişikliklerle birlikte iştahı uyararak daha fazla kilo alımına neden olur.

Kilo alımına bağlı oluşan uyku apnesi ve diğer solunumsal problemler, uyku kalitesini ve süresini bozarak iştahı tetikleyebilir. Bu da daha fazla kalori ve yağ demektir.

Kilo artışı aynı zamanda hipertansiyon, diyabet, kalp rahatsızlığı, osteoartrit (eklem kireçlenmesi) ve depresyon gibi diğer hastalıkların oluşumuna katkıda bulunur. Bu sorunların tedavisi için hastalar, bir çok ilaç kullanmak zorunda kalır ve bu durum kilo alımına katkıda bulunur. Neden olduğu bir çok yandaş sorunla birlikte obezite, kişiyi kısır bir kilo alma döngüsüne sokar.

 

Diyet

Obezite için birincil tedavi, düşük kalorili bir diyettir; ancak diyet belli durumlarda obezitenin daha da artmasına katkıda bulunur. Diyetle sağlanan kilo kaybı, uzun vadede geri kilo alımına neden olan biyolojik tepkilere neden olur. Bu tepkilerden biri, enerji dengesini (metabolizma) etkilenmesidir. Kişi düşük kalorili diyetle kilo verdiğinde, vücut açlıkta olduğu düşüncesiyle enerji tüketimini azaltır. Bu durum kilo vermeyi sürdürmek için daha da az kalori almayı gerektirir. Bu, çok sürdürülebilir değildir. Ayrıca düşük kalorili diyet, yemek yeme arzusu gibi iştah regülatörlerini uzun dönemde artırır. Bir noktada bu direnç kırılır ve kişi verdiği kiloların hepsini kısa dönemde geri almakla kalmaz, hatta daha üst seviyeye çıkar. Buna yoyo sendromu denir.

Diyetle oluşan bir diğer biyolojik tepki, vücudun çeşitli mekanizmaları devreye sokarak yağ yakımını azaltmasıdır. Diyet; temposuz yürüyüş, ev temizliği gibi düşük dereceli aktiviteler sırasında vücudun yaktığı yağ miktarını azaltır. Bu durum yağ depolarının diyet    öncesinden daha fazla yağ depolamasını sağlar. Kişi aşırı yemese bile yağ birikiminde ilerleyici bir artış olur.