Prof. Dr. Ahmet Türkçapar

1980 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandığımda, aslında cerrah olacağımı hiç düşlememiştim. Fakültenin internlik döneminde, ileride doktor olarak hangi hastalıklara, nasıl bir tedavi yaklaşımı ile faydalı olabilirim ve doktor olarak nasıl yaşamalıyım sorusunun cevabını aradım.
Tıpta uzmanlık sınavında puanım yetmesine rağmen, o zamanlar çok popular olan uzmanlık dallarından ziyade, hastaları kısa sürede yapılan işlemlerle sağlıklarına kavuşturan, içerisinde sanatın, insan ilişkilerinin yoğun yaşandığı ve el becerisinin  olduğu cerrahiyi benimsedim.
1987 yılında Türkiye’nin ilk kurulan köklü, bir çok duayen hocanın olduğu, Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi kliniğini kazandığımı duyduğum andaki sevincimi unutamam.
İhtisas sonrasında 1992 yılından itibaren, Ankara Üniversitesi’nde uzman kadrosunda kalarak, o yıllarda yeni gelişen laparoskopik ameliyatlar konusunda klinik hocalarım Prof. Dr. Nusret Aras ve Prof. Dr. Mehmet Gürel ile, safra kesesi ve fıtık cerrahisinde deneyim kazandım.
Yine o yıllarda değerli hocam Prof. Dr. Ercüment Kuterdem ile, mide ameliyatları üzerine çalışmalarım ve vaka sayım artmaya başlamıştı. Değişik kongrelerde ve ziyaretçi olarak bulunduğum Medical University of South Carolina’da, reflü hastalığı ve laparoskopik tedavisi üzerine eğildim. 1993 yılından sonra, zamanla reflü hastalığının tanınması ve gastroenterolog meslektaşlarımın referansları ile, laparoskopik reflü cerrahisi vaka sayım hızla arttı.
Başta gastroenteroloji ve genel cerrahi olmak üzere bir çok kongrede, konferanslar verdim ve meslektaşlarıma yönelik reflü cerrahisi eğitim kursları düzenledim. Sonuç olarak bu güne kadar 4500’ün üzerinde mide reflü hastasını, açığa dönmeden laparoskopik cerrahi ile tedavi ettim.
Üniversitede uzmanlığım sırasında, mide cerrahisinde yurtdışı kongreler ve yayınlarda, aşırı şişmanlık (morbid obezite) konusundaki gelişmeler ilgimi çekti. Morbid obez hastaları,  yandaş hastalık ve geçirdikleri her tür ameliyatta (o yıllarda karın kesilerek yapılan açık ameliyatlarda safra kesesi, mide, barsak ameliyatları sonrası şişman hastalarda enfeksiyon, karın dikişlerinin açılması, akciğer komplikasyonları nedeni ile zorlu süreçler yaşanıyordu) çok ciddi komplikasyonlarla karşılaşıyorlardı.
Obezite cerrahisine, 1993 yılından itibaren halk arasında kelepçe olarak bilinen gastrik band ameliyatlarını, laparoskopik yaparak başladım.
Gastrik band ameliyatlarının uzun dönem sonuçlarının iyi olmaması, hastaların takılan bandın, başta iltihaplanma, delinme yada bandın kayması gibi sorunları yaşaması nedeni ile bu yöntem üzerine ısrar eden merkezler olması, hatta hasta potansiyeli olmasına rağmen 2003 yılında bu operasyonları bıraktım. 2005 yılında Ulusal Cerrahi Kongresi’nde ‘Neden  Band Yapmıyorum ‘konulu konferansım, bugünleri önceden gören bir sunu idi. Günümüzde kelepçe ameliyatları tamamen terkedilmiştir.
2006 yılında Amerika’da altın standart haline gelen ve kelepçeden farklı olarak hormonal değişikliklerle, daha kilo vermeden başta diyabet olmak üzere metabolik sendromu düzelten gastrik by-pass ameliyatını, Ankara Üniversitesi’nde yapmaya başladım.  Dr. Karl Miller (Salzburg), Dr. Raul Rosenthal (Cleveland) ve Dr. Jacques Himpens (Genk)’in kliniklerinde misafir öğretim üyesi olarak, bu ameliyatların teknikleri ve komplikasyonları üzerine araştırma yapma fırsatım oldu.
2010 yılından itibaren, bariatrik ameliyatların yaygınlaşmasının yolunu açan sleeve gastrektomi (mide küçültme-tüp mide) ameliyatı ile gederek katlanan sayıda bariatrik cerrahi gerçekleştirdim.
Ankara Üniversitesi’nden 2012 yılında, 25 yıllık akademik süreci tamamlayarak  emekli oldum. Kurduğumuz bu yeni klinikte her şeyden önce tüm disiplinlerde, tecrübeli, etik değerlere bağlı, hasta mahremiyetini koruyan bir ekip çalışması planladım.
Cerrahi meslek hayatımda, kanıtlanmış faydaları olan, güvenli, yan etkisi az,  uzun dönem sonuçları olan cerrahi tedavi seçeneklerini hastalarıma sunmak, meslektaşlarımla yaşadığım tecrübeleri ve kazanımları paylaşmak ana hedeflerim olmuştur. Uzmanlık döneminden bugüne kadar hayatımda hiç bir değişiklik yapmadan, sadece mide hastalıkları  alanında cerrahi tedavi prensiplerimi geliştirdim.

Yaklaşık 6000 hastada laparoskopik olarak  mide cerrahisi ameliyatını, ölüm ve ameliyat sonrası hayatı tehdit eden ciddi bir komplikasyon olmadan tamamladım.

Uzun cerrahi geçmişimde  meslektaşlarımın ve hastalarımın güvenini kazanmak en büyük kazancım oldu.